16 Nisan 2026
  • İstanbul9°C
  • Ankara14°C

YÜZSÜZ MEDENİYET: BATI

Ercan Kara

15 Nisan 2026 Çarşamba 15:56

 

Kavram olarak “Batı” ya da “Batılılar” gelişmiş Avrupa ülkelerini kasteder. Ancak on yıllardır batı kelimesi Amerika Birleşik Devletleri için de kullanılır.

Basit bir bakışla “batı-batılılık”, teknolojide üstün ülkeleri kapsayan bir kavram olarak algılanır. Ancak, “Batı”, yaşayan dillerde ve yazılı edebiyatta; Rusya, Çin, Japonya ve Kore gibi gelişmiş ülkelere atfedilmez. Bilimde, sanatta, sporda ve endüstriyel teknolojide gelişmiş olsalar bile.  Dolayısıyla “Batıyı” sadece bilim, sanat, spor ve teknoloji ve endüstri üretkenliğiyle ele almak eksik ve yanlış olur. Konuyu değerler, hatta değersizlikler ve normlar bakımından, tarihsel akış içerisinde ele alarak kapsayıcı bir ”batı” tanımı, izahatı ve ispatı bu yazının ana temasını oluşturacaktır.

Batı kavramı havsalamızda Asya ve Afrika kıta halklarına da bir çağrışım yapmamaktadır. Ancak, “Batı” etkisi, Avrupa ve ABD dışındaki ülkelerde sosyal ve kültürel alanda şiddetli şekilde görülmektedir. O halde “Batı” nedir? Dışardan nasıl tanınır? Nasıl tanımak gerekir? Nasıl tanıtılmalıdır?

 Batıyı tanımak için, “İnsan özelinde” tanımayı bir model ve yöntem olarak seçebiliriz. İnsanlar gibi devletlerin de bir ömrü vardır. Organları vardır. Bu organlar her ikisinde de kendi içinde uyum içinde çalışmak zorundadır.

 O halde devlet örgütünde yola çıkılarak, insanı tanıma modelinden yararlanarak Avrupa, Avrupa Birliği(AB) ve ABD ekseninde “batı” kavramı çalışılabilir.

Türk kültüründe insan, yolculuk yaparken, yemek yerken, ticaret yaparken tanınır yaklaşımı öne çıkar. Bu tanıma yollarına konu detaylandıkça başka detaylar da eklenebilir tabii ki; okuduğu kitaba göre, dini inançlarına göre, hobilerine göre, sanatına ve zanaatına göre…

İnsan tanıma yollarını üç ana ayakta belirginleştirirsek:

1-Yolculuk Yaparken Tanıma

2-Yemek Yerken Tanıma

3-Ticaret Yaparken Tanıma

 

“Yolculuk yaparken tanıma” modelini devletleri ve milletleri tanımada “ tarih yolculuğu” olarak ele alabiliriz. “Batı” yı daha iyi anlamak için Avrupa tarihinden örneklemlerle, anekdotlarla yolculuğa çıkmak yerinde olacaktır.

 

1-Tarih Yolculuğu:

Bu yazıyı kaleme alan bir birey olarak tarih yolculuğumda bende bilinç üstüne ilk çıkan düşünce “Haçlı seferleridir”. Milyonluk Haçlı orduları Avrupa’ dan İstanbul’a, Anadolu’ya ve Kudüs’ e kadar, defalarca seferlere çıkmıştır.

 Savaşlarla, cinayetlerle, gasplarla dolu Haçlı Seferleriyle, Anadolu Selçuklu Türkleri mücadele etmiştir. 11. 12. ve 13. yüzyıllarda gerçekleşen bu seferler hem Türklerde, hem de Hristiyanlarda çok büyük kayıplara yol açmıştır.

O halde bütün bunlara sebep olan Batıyı tanımak için Haçlı Seferlerinin psikolojisine ve düşünce sebeplerine inmek gerekir. Böylece bu yolculukta batıyı tanıma imkânlarına kavuşmuş olacağız.

Batı halkları 11. yüzyıldan itibaren “Kudüs’ ü” Müslümanlardan geri almak için Papa’ya başvurarak Haçlı seferlerini başlatmışlardır. Anadolu, Haçlılar tarafından defalarca yağmalanmıştır. Haçlılar, Türklerle savaşa savaşa, katliamlar yaparak Kudüs’ e ulaşmışlardır. Türkler ve Müslümanlar Anadolu’ dan Kudüs’ e uzanan coğrafyada Haçlı Seferlerine karşı koyunca on binlerce, belki yüzbinlerce şehit vermiştir. Anadolu halkı zulme uğramış, sefalete sürüklenmiştir.

Batılılar, İslam’ın yayılmasını engellemek için Haçlı Seferlerine çıkmıştır. Amaçları teolojik bir yaklaşımla Kudüs’ü ele geçirmek gibi görünse de bu seferlerde Müslüman Anadolu Türkünün malına mülküne, namusuna göz dikilmiştir. Senaryolarında Müslümanların varlıklarını alıp Avrupa’ya taşımak olduğu ortaya çıkmıştır.

Haçlıların bu pervasız saldırganlığı Osmanlı Devleti Zayıflayınca Afrika, Asya topraklarında tekrar devam etmiştir. Batılılar 20. yüzyılın başında 1. Dünya savaşından sonra Anadolu’ yu hedef almışlar ve Şark Meselesi adı altında bir kaos planı ortaya koymuşlardır. Bu kaos planını, böl parçala yönet anlayışıyla, Sevr Barış anlaşmasıyla empoze edilmek istenmiştir.

Birinci Dünya savaşında 20 milyona yakın insan savaş ve savaşa bağlı kıtlık ve hastalıktan ölürken, 2. Dünya savaşında 60 milyona yakın insan, hayatını aynı sebeplerle kaybetmiştir.

Batılılar, sömürüye karşı direnen devletlere silahlı saldırılarına 21. yüzyılda ara vermeden devam etmektedirler. İnsan hakları ve özgürlük getireceğiz diye Irak’ı işgal etmişlerdir. Bu işgal ile sadece Irakta bir milyondan fazla insanı katletmişlerdir. Ülkede yıllarca süren kaos, ve İnsan hakları ihlalleri yaşatmışlardır.

Haçlıların Cezayir, Irak, Afganistan, Libya, Suriye, Filistin ve İran ile yürüttüğü savaşlar, haçlı savaşlarının hem siyasi yayılmacılık, hem dini yayılmacılık, hem de ekonomik sömürgeci emperyalist ayaklarıdır.

Batılıların sınırsız desteğini alan İsrail 2024 yılında başlayan işgal ve soykırım politikasıyla sadece Gazze’de 80.000 insanı katletmiştir. Koca bir şehri bombalarla yakıp yıkmıştır.

ABD-İsrail - İran savaşında daha ilk günde kız çocukların okuduğu okulu bombalayarak 180 öğrenciyi katletmiştir. Bu katliam 2026 yılının en utanç verici sayfasını oluşturur batı için.

 Batılıların yaptığı yıkımları, savaşları, vahşetleri anlatmak için bir makalenin hudutları yetmez. Ancak, sıraladığımız bu sayısal veriler ve örnekler “batı zihniyetini” anlatmaya yetecektir. Tüm bu faaliyetler ve işgallerin insan onuruna en fazla zarar veren kısmı ise kültür emperyalizmini empoze etme amaçlarıdır.

2- Yemek Yerken Tanıma:

Batılılar, işgal politikalarıyla ve silah gücüyle sömürgeler oluşturarak; tüm dünya coğrafyasının ekonomik varlıklarını ele geçirmişlerdir. Kazançlarını bir sofra kurup paylaşmamışlardır. Gittikleri ülkelere yatırım yapmamışlardır.

Haçlılar, işgal ettikleri topraklardaki insanların geri kalmaları için sürekli fakirleştirme çalışmaları yürütmüşlerdir. Doğal kaynakları yöre halkı ile paylaşmayı tercih etmemişlerdir. Aksine Müslümanlığın yayılması ve ekonomik olarak da güçlenmesini önlemek için çaba sarf etmişlerdir. Faaliyet yürüttükleri coğrafyalara kendi emellerine hizmet etmelerinin dışında bir yararları dokunmamıştır.

 Son bin yıllık tarihsel yolculukta görüleceği üzere, işgal ettikleri, manda ve sömürü altında tuttukları coğrafyalarda, insanların refah ve mutluluğu için; altyapı çalışması, yatırımı yapmamışlardır. Afrika da, Asya da, Orta doğu da bulundukları ülkelerin, kıtlık, açlık seviyelerinde geri kalmışlık hali bu savı doğrulamaktadır. Doğulu bir söylem de olsa, “Batılılar”, “ekmeklerini paylaşmamışlardır.”

 Batılılar gittikleri bölge halkı üzerindeki tahakkümlerini sürdürebilmeleri için emperyalist politikalarla sömürüleri altında bulunan coğrafyaların inançlarını ve kültürlerini de ellerinden almışlardır, çalmışlardır. Ekmeklerini paylaşma bir yana yöre insanlarının “duygularını “gereksiz görme hadsizliğine düşmüşlerdir: Dillerini konuşmalarına, dinlerini yaşamalarına fırsat ve olanak tanımamıştır.

 Bütün bunlarla beraber işgal edip yönettikleri ülkelerde elde ettikleri maddi imkânları Avrupa’nın refah ve mutluluğu için harcamışlardır. Yalnızca batıya yatırım yapmışlardır. Bilim ve teknolojideki üstünlüklerini, maddi imkânlarını silah sanayiine yatırmışlardır. Böylece, Batılılar “Ekmek yedikleri teknenin” çevresindeki halkı açlığa, sefalete terk etmişlerdir. Dahası, sömürgeleri altında tuttukları bölgelerden sağladıkları zenginlikleri ve teknolojilerini bölge halkı üzerinde baskı ve zulüm aracı olarak kullanmışlardır.

Kısaca Batılılar gittikleri yerlerde bir sofra kurup ekmeğini ve duygularını paylaşmamışlar. Yöre halkını köle olarak çalıştırmışlardır. İnsana yaraşır bir tutum sergilememişlerdir.

3- Ticaret Yaparken Tanıma:

Avrupa kıtası ülkeleri siyasi alanda ve ekonomik alanda bütünleşmeye giderek kazanımlarını daha üst noktaya taşımak istemişlerdir. Önce Avrupa Ekonomik Topluluğu örgütünü kurmuşlardır. Daha sonra siyasi ve sosyal bütünlüğe sahip Avrupa Birliğini(AB) organizasyonu olarak karşımıza çıkmışlardır.  AB organizasyonu, ekonomik ve siyasi bir teşekkül gibi görünse de tam manasıyla Haçlı ruhunun yaşatılmasından başka bir şey değildir. Türkiye Cumhuriyeti de bu topluluğa girmek istemiştir. Ancak alınmamıştır. Böylece insancıl normlarını yalnızca Hristiyan toplulukları için münasip gördükleri anlaşılmıştır.

 Haçlılar, Avrupa Birliği(AB) kapsamında insancıl yaşam tarzlarını önceleyen normlar ortaya koymuşlardır.

 Haçlılar, bencil yanlarını uluslararası platformlarda bu şekilde vicdanlara sunma pişkinliğinden çekinmemişlerdir. Çünkü yüzsüzlük onları rahatsız etmemektedir ki, bu da çok anormal bir özelliktir.

***

Bencil Medeniyet: Batı

Bu tarih yolculuğunda, Haçlı zihniyetinin; işgal ettiği coğrafyalarda ticari hayatı, sömürge düzeni olarak kurguladığı; sosyal - kültürel emperyalizmi empoze  ettiği görülmüştür. Bir başka deyişle gittikleri ülkelerin yeraltı ve yerüstü zenginliklerini alırken, o yöre halkına maddi destekte bulunmamışlardır. Kazançlarını paylaşama yoluna gitmeyerek “bencil” bir yaklaşım sergilemişlerdir.

Batılılar böylece, bilim ve teknolojide gelişirken sömürgecilik ile ultra konforlu yaşam standartlarına ulaşmıştır.  Avrupa Birliği(AB) normlarını sadece kendi insanlarına layık görmüşlerdir. İşgal ettiği ülke halklarına, (sömürgelerine) ulaştıkları konforu “fazla” görmüşlerdir. Bu türlü bir yozlaşma ile evrensel insani değerleri yaşatmaktan ve yaymaktan şiddetle kaçınmışlardır.

Batılı ülkeler kendi halkları içinde “insan haklarına” riayet etmişlerdir. Evrensel etik ilkelere önem vermişlerdir. İş ahlakına sahip olmuşlardır. Fakat, bilim, teknoloji, dünyevi varlık ve düşünce sistemlerinde ulaştıkları merhaleyi, diğer toplumlara uygun bulmayarak(münasip, layık), görmeyerek kendi değerleriyle, insani normlarıyla çelişmişlerdir, bencilleşmişlerdir.

Kendini Zehirleyen Medeniyet: Batı

 Batıdaki maddi varlık düzeyinin yüksekliği ve refah seviyesi, toplumlarında güç zehirlenmesine yol açmıştır. Bu güç zehirlenmesi uyuşturucu kullanımı, madde kullanımı, dinsizlik, vicdansızlık ve diğer sapkın inançların da yaygınlaşmasının önünü açmıştır. Bu hal üzere olunca diğer toplumlara zulüm yapmayı kendilerine hak görmüşlerdir. Bu karakter ile huzura, doyuma ve mutluluğa ulaşamayan batı, 21. yüzyılın ilk çeyreğinde tüm değerlerini, normlarını kaybetmiştir. Bu kaybedişle beraber, ünlüleriyle, devlet adamlarıyla, zenginleriyle, iş adamlarıyla Epstein Adasında insanlık dışı bir bataklığına saplanmıştır.

 

 

Haçlı fobisi:

Sömürge topraklarındaki halklar, haksızlıklara karşı zamanla başkaldırmış ve itirazlarda bulunmuşlardır.  Batılılar bunu önlemek için sömürgeleri altında yaşayan milletleri kontrol altında tutabilmek için ayrı ayrı çok sayıda devletler kurmuşlardır. Devletlerin sınırları cetvel ile çizilmiştir. Ancak Batılıların amaçlarına hizmet eden bu yapay devletlerdeki halklardan bir kısmı, sömürü düzeni beğenmeyerek bireysel ve örgütsel eylemelere girişmişlerdir. Bu başkaldırılar, sadece ekonomik kaynaklı olmayıp, dini ve milli değerlerin aşındırılmasına tepki olarak kendini göstermiştir. Hatta sömürge toplumlarında, haksızlıklara maruz kalmaları nedeniyle “intikam alma duyguları oluşturmuştur.”

İntikam yoluyla bile olsa uğradıkları zulmün bir nevi hesabı sorulmak istenmiştir.  Batılılar, 20 ve 21. Yüzyılda Müslümanların bu hak arama çabalarını, intikam alama duygularına “islamofobi” teorilerini ileri sürerek cevap vermişlerdir. Bu tezleriyle Müslümanları ötekileştirme ve istenmeyen insanlar olarak yaftalayıp, zulüm politikalarını yeni bir gerekçeye yaslamak istemişlerdir.

Batılıların tarih boyunca islam dünyasında bıraktıkları en belirgin iz “Haçlı fobisi”  oluşturmalarıdır. Batılılar, ABD ordusu etrafında birleşerek “Haçlı ordusu olarak”; Irak’ı Basra savaşında işgal etmişlerdir. Nato örgütü olarak Haçlılar Libya’yı parçalayarak kaosa sürüklemişlerdir. İsrail’in, Filistin’e Gazze’ ye saldırı ve vahşetlerinde, batılı devletler(Haçlılar) zulme ve işgale destek olmuşlardır. Asıl ileri sürülmesi gereken sav, batılıların islam dünyasında bıraktıkları “Haçlı fobisi” dir. Tüm bu vahşetlerin adresi olan batılıların, ” islamofobi teorsini” dillerine dolamaları ikiyüzlülük değilse, tam bir yüzsüzlüktür. Asıl fobi Müslümanlarda bırakılan ”Haçlı fobisidir.”

 

“Batıyı”,  Mehmet Akif ERSOY, Safahat adlı eserinde aşağıdaki dizelerde şiirsel bir dil ile başka söze ihtiyaç kalamayacak şekilde tanımlamıştır.

 

Tükürün Ehl-i Salîb'in o hayâsız yüzüne!

Tükürün onların aslâ güvenilmez sözüne!

Medeniyyet denilen maskara mahlûku görün:

Tükürün maskeli vicdânına asrın, tükürün!

Yorumlar
UYARI: Küfür, hakaret, rencide edici cümleler veya imalar, inançlara saldırı içeren, imla kuralları ile yazılmamış,
Türkçe karakter kullanılmayan ve büyük harflerle yazılmış yorumlar onaylanmamaktadır.