01 Haziran 2026
  • İstanbul27°C
  • Ankara23°C

ÜYE SAYILARI BİZE NE DİYOR?

Talat Yavuz

01 Haziran 2026 Pazartesi 11:32

Ülkemizde siyaset ve sendikacılık, yeni şeyler üretme üzerine değil de var olanı yıkma üzerine yapılmaya başladığından beri hep beraber kaybediyoruz. Zaman kaybediyoruz, enerjimizi kaybediyoruz. Sendikacılığın geleceğini çıkmaza sokuyoruz.

Eğitim Bir Sen olarak çok zor bir yılı daha başarı ile geride bıraktık. Zirvede rüzgâr sert eser misali birçok fırtınaya tutulduk ancak üstesinden gelmesini bildik ve on altı bin üye artışı ile rekorumuzu geliştirdik. Şimdi yeniden muhasebe yapma ve olup biteni doğru anlama vaktidir.

Muhasebeye, sendikaların üye sayısının yıllar içindeki değişiminden ziyadede, ülkemizdeki sendika sayısından başlamak gerekiyor. Üye tespit tutanaklarına bakan bir yabancı bile burada bir problemin olduğunu anlayabilir. 

Sadece eğitim alanında elli yedi sendika var. Hizmet kolunun tamamını muhatap almayan, branşlara, unvanlara, milli ve manevi değerlerin istismarına, dönemsel problemlere vs. dayanan sendikaların üye sayısındaki değişimi konuşmak, bu gecekondu ve merdiven altı yapılara hizmet edecektir, bu kısmı geçiyorum.

Yeri gelmişken sendikal mevzuatımızı uluslararası standartlara kavuşturmak için çok geç kaldığımızı ve bu arızalı yapıyı besleyen düzenin bir an önce değişmesi gerektiğini vurgulayarak, bir fikre dayanan sendikal mücadelenin nereye gittiğine ışık tutmaya çalışalım. 

Şu gerçeği kabul etmeliyiz ki, ülkemizde sendikal mücadele inançlar, siyasi görüşler ve ideolojiler üzerinden örgütlenmiştir. Bir siyasi görüşe ait olmadığını ve salt sendikacılık yapacağını söyleyen bazı sendikalar kurulduysa bile varlık gösterememiş ve kimse de öyle olduklarına inanmamıştır.

Türkiye’de sol ve milliyetçi motivasyonla kurulan, bölünen, birleşen sendikaların tamamı, statükoyu koruma yarışına girmişlerdir. Ödüllerini de statükoculardan almışlar, emek vermeden semirmişlerdir. Bu yüzden eğitimi, dünyayı, insanı, çevreyi, teknolojiyi, geleceği okumak, ortaya yeni şeyler koymak diye bir dertleri ve becerileri olmamıştır.

Eğitim Bir Sen’in söylemi, devrim niteliğindeki adımları, yetkide istikrarı bile bu sendikaları, olması gereken hak, emek, adalet ve özgürlükler alanına çekememiştir. Hal böyle olunca ortada sendikacılık değil tam bir kör döğüşü yaşanmaktadır ve adeta Eğitim Bir Sen kendiyle yarışmaktadır.

Ülkemizde sendikal mücadele, statükoya sahip çıkma yarışı olmak yerine; tarih boyunca felsefe, bilim, sanat, estetik vb. diğer alanlarda olduğu gibi, karşılıklı fikirlerin çarpıştığı er meydanına dönüşebilseydi, üretecekti, ülke kazanacaktı ve üye kazanacaktı.

Karşımızda, kendini yenileyemeyen, üretmeyen, semirtildiği eski günlerin özlemiyle saldırganlaşan, yetmezmiş gibi yakasını uluslararası sapkın akım ve yapıların kontrolüne kaptırmış, çelişkiler içinde hilkat garibesi yapılar var.

Bu yüzden bütün yük bizdedir. Hakkını verdiğimiz için de yetki on altı yıldır bizdedir. Keşke karşımızda gerçek sendikalar olsa, yeni fikirler ve söylemler üretse ve hep beraber, el ele, dijital çağın teknolojik risklerini göğüsleyecek yeni ahlaki normlar üretebilseydik. İnsanlar bize baksaydı, bize sığınsaydı. 

2026 yılı sendikal tablosu bize ülkemizin yanında dünyanın sorumluluklarını da yüklüyor, hem de tek başımıza