SUÇA SÜRÜKLEYEN BÜYÜKLER!

Talat Yavuz
27 Temmuz 2026 Pazartesi 12:02
Günümüz eğitim ve teknolojik imkânlarıyla çocuklarımız daha erken büyüyor. Dünyayı daha erken keşfediyor. Doğruyu yanlışı, iyiyi kötüyü, zararlı veya faydalı olanı eskiye oranla daha erken yaşta kavrayabiliyor. Hal böyleyken biz büyüklerin çocuklara bakışı ise tam tersi yönde gelişiyor.
Daha korumacı, sorumluluk yüklemeyen, yerine göre şımartan bir yaklaşım sergiliyoruz. Bu sayede asosyal, dijital bağımlı ve hayattan kopuk nesiller yetiştiriyoruz. Bu çarpık anlayışımız doğal olarak yasalara, yönetmeliklere, eğitim planlamalarına yansıyor.
Bu durumu öyle abartıyoruz ki çocuklarımız on sekiz yaşına adar, staj dâhil hiçbir iş yapmasın, sadece beslensin, test çözsün, spor bile yapmasın, boş zamanlarında telefon elinde sosyal medyada, oyun vs. zaman öldürsün diyenlerimiz bile çıkıyor. Yasalarımız çocuklarımızı koruyacağım derken onları suç örgütlerinin hedefi haline getiriyor. Cezasızlık veya daha az ceza öngören düzenlemeler, suçtan beslenen yetişkinlere, çocukları suç makinesi haline getirme fırsatı sunuyor.
Suç işleyen ve toplum içinde serbest gezen gençler, yaşıtlarını suça teşvik eden bir mekanizmaya dönüşüyor. Son bir yıl içinde okullar dahil çocukların karıştığı ölümlü ve üzücü olaylar, eğitim ve hukuk alanında kendimize çekidüzen vermekte çok geç kaldığımızı gösteriyor.
Bir yanlış tanımlama ve eksik düzenleme, büyük olayları masumlaştırabiliyor. “Suça sürüklenen çocuk” demek “suç işleyen çocuk masumdur” pratik sonucunu doğurmuyor mu sizce? Hukuki düzenlemeler kadar eğitim yaklaşımımız da toplum düzeni açısından kritik öneme haizdir. Yaparak ve yaşayarak öğrenme, eğitimin en temel ilkesidir. Eğitim hayattan kopuk olamaz ve en önemli işlevi çocuklarımızı hayata hazırlamaktır. Hayat çok karmaşıktır ve test çözme becerisinden çok daha farklı beceriler ve değerlerle donanmayı gerektirir. Yaşadığımız okul olayları, anne ve babaların rolünün ve yasal sorumluluklarının yeniden düzenlenmesini zorunlu kılmaktadır. Çocuğun eğitiminden sadece okul ve öğretmen değil, başta aile ve tüm toplum sorumludur. Bilinçsizce eline silah verilen ve atış talimi yaptırılan çocuğun ne yapmasını bekliyorduk?
Konuyu aklın ve bilimin eşliğinde biraz irdelediğimizde, “suça sürüklenen çocuklardan” değil de “suça sürükleyen yetişkinlerden” söz etmemiz gerektiği anlaşılıyor. Daha evde, erken çocukluk döneminde kurallı yaşamayı öğrenmiş, kendisine “hayır” denilebilen, okulda bu yaklaşımın pekiştirildiği, özenle yazılmış disiplin kurallarına uyan, uymadığında sonuçlarıyla yüzleşen çocuk, hayata atıldığında ise suça bulaştığında nasıl bir sonuçla karşılaşacağını çok iyi bilecektir.
Tam da “çocuk işçi, suça bulaşan çocuk, bireysel tercihler, çocuğun üstün yararı, kamusal eğitim, ucuz iş gücü” gibi klişe tanımlamaları esaslı bir sorgudan geçirme zamanıdır.
- Geri
- Ana Sayfa
- Normal Görünüm
- © 2012 Duyuru Gazetesi
