20 Ağustos 2026
  • İstanbul31°C
  • Ankara30°C

SINANMAMIŞLIĞIN KİBİRİ

Dr. Gülçin ITIRLI ASLAN

20 Ağustos 2026 Perşembe 11:53

 

“Ben olsam asla öyle yapmazdım.”

Hayatın en kolay cümlelerinden biridir bu.

İnsan, başkasının hayatına uzaktan bakarken kendisini son derece ahlaklı, son derece güçlü, son derece iradeli ve son derece doğru sanabilir. Çünkü uzaktan bakmak bedelsizdir. O kararın gecesini yaşamamışsınızdır. O korkuyu içinizde taşımamışsınızdır. O çaresizliğin içinde uyanmamışsınızdır. O kaybın ağırlığını omuzlarınızda hissetmemişsinizdir.

Ama yine de hüküm vermek kolaydır:

“Ben olsam yapmazdım.”

Belki de insanın en tehlikeli kibri, hiç sınanmadığı bir konuda kendisini ahlaken üstün görmesidir.

Çünkü insan, karakterini çoğu zaman kendi hakkında söyledikleriyle değil, hayatın onu köşeye sıkıştırdığı anlarda verdiği kararlarla öğrenir.

Hepimiz kendimizi cesur zannederiz; korkuyla tanışana kadar.

Hepimiz sabırlı olduğumuzu düşünürüz; sabrımız gerçekten sınanana kadar.

Hepimiz sadık olduğumuzu söyleriz; sadakatimizin bedeli ağırlaşana kadar.

Hepimiz affetmenin ne kadar kolay olduğunu anlatırız; affetmemiz gereken kişi canımızı gerçekten yakana kadar.

Ve hepimiz “Ben asla…” diye başlayan cümleler kurarız.

Oysa hayat, insanın “asla”larını sınamak konusunda şaşırtıcı derecede ustadır.

Sosyolojik açıdan baktığımızda bunun çok daha derin bir tarafı var. Toplum, insanların davranışlarını değerlendirirken çoğu zaman davranışın arkasındaki koşulları değil, yalnızca sonucunu görür. Bir insanın düştüğü yer görünür; oraya kadar yürüdüğü yol görünmez.

İnsanlar boşanmış bir kadına bakıp “Ben olsam çoktan giderdim” diyebilir.

Ama o kadının yıllarca çocuklarını, ekonomik koşullarını, ailesini, korkularını, toplum baskısını, yalnızlığını ve kendi içindeki savaşı nasıl taşıdığını bilmez.

 

Bir insanın evliliğinde neden kaldığını da, neden gittiğini de uzaktan anlamak kolay değildir.

Bir anne çocuğuna verdiği bir karardan dolayı eleştirilebilir.

Bir baba ailesi için yaptığı bir seçimden dolayı küçümsenebilir.

Bir insan yanlış bir ilişkiye girdiği için yargılanabilir.

Bir başkası yıllarca susmayı seçtiği için “zayıf” ilan edilebilir.

Çünkü toplum, çoğu zaman hikâyeyi değil, sonucu değerlendirir.

Ve insanın başkasının hayatını yargılarken yaptığı en büyük hata şudur:

Kendi hayatının şartlarını, başkasının hayatının şartlarıymış gibi kabul etmek.

Oysa aynı insan değiliz.

Aynı ailede büyümedik.

Aynı yaraları almadık.

Aynı sevgiyi görmedik.

Aynı korkularla yetişmedik.

Aynı ekonomik koşullara sahip olmadık.

Aynı travmalardan geçmedik.

Aynı kayıpları yaşamadık.

Aynı gecelerde uyanmadık.

Dolayısıyla aynı kararları vermememiz, birbirimizden daha ahlaklı olduğumuzu göstermez.

Belki sadece daha farklı sınandığımızı gösterir.

Psikoloji bize insanın kendi davranışlarını açıklarken koşulları, başkalarının davranışlarını açıklarken ise karakteri öne çıkarma eğiliminde olduğunu söyler.

Kendi hatamıza “Şartlar böyleydi” deriz.

Başkasının hatasına “Karakteri böyle” deriz.

Kendimiz için bağlam ararız.

Başkası için hüküm.

Kendimize merhamet isteriz.

Başkalarına ahlak dersi veririz.

İşte “sınanmamışlığın kibri” tam burada başlar.

Henüz başımıza gelmemiş bir şey karşısında kendimizi kahraman ilan etmekte.

Henüz kaybetmediğimiz bir insan için “Ben asla vazgeçmezdim” demekte.

Henüz ihanete uğramadığımız halde “Ben asla affetmezdim” demekte.

Henüz çaresiz kalmadığımız halde “Ben olsam yardım istemezdim” demekte.

Henüz yalnız kalmadığımız halde “Ben tek başıma da yaşarım” demekte.

Henüz büyük bir korkunun içinde bulunmadığımız halde “Ben korkmam” demekte.

Oysa insanın kendisi hakkında en az bildiği şey, kriz anındaki kendisidir.

Çünkü normal şartlarda verdiğimiz kararlarla, hayatın bütün kapıları üzerimize kapandığında verdiğimiz kararlar aynı değildir.

İnsan açken başka, tokken başka düşünür.

Korkarken başka, güvendeyken başka.

Âşıkken başka, terk edilmişken başka.

Kaybederken başka, kazanırken başka.

Yalnızken başka, yanında insanlar varken başka.

Bu yüzden hayatın bize verdiği en büyük derslerden biri belki de şudur:

Kendimiz hakkında kesin hükümler vermemek.

 

“Ben asla yapmam.”

“Ben asla gitmem.”

“Ben asla affetmem.”

“Ben asla aldatılmam.”

“Ben asla aldatmam.”

“Ben asla susmam.”

“Ben asla dönmem.”

Bu cümlelerin çoğu aslında karakterimizin değil, henüz yaşamadığımız hayatın cümleleridir.

Dini açıdan bakıldığında da mesele çok çarpıcıdır.

İslam'ın ahlak anlayışında insanın kendisini başkasından üstün görmesi son derece tehlikeli bir ruh hâlidir.

 Çünkü insanın içini, niyetini, dayanma gücünü ve gelecekte ne yapacağını en iyi bilen yine Allah'tır.

Kur'an'da, insanın kendisini temize çıkarmamasına dair çok güçlü bir uyarı vardır:

 “Kendinizi temize çıkarmayın.”

Bu yalnızca başkasına karşı kibirlenmemek değildir.

Bir anlamda insanın kendisine bile fazla güvenmemesidir.

Çünkü bugün doğru yaptığınız şey, yarın aynı şartlarda doğru yapacağınızın garantisi değildir.

 

Bugün güçlü olmanız, yarın kırılmayacağınız anlamına gelmez.

Bugün sabırlı olmanız, yarın sabrınızın tükenmeyeceği anlamına gelmez.

 

Ve belki de insanın başkasını yargılarken hatırlaması gereken en büyük dini hakikatlerden biri şudur:

 

İmtihanın sahibi siz değilsiniz.

Kimin hangi imtihandan geçeceğini, ne kadar dayanacağını, nerede tökezleyeceğini, nerede yeniden ayağa kalkacağını bilmiyoruz.

Bu yüzden bazen bir insanın düştüğü yere bakıp gülmek yerine, “Ben olsaydım ne yapardım?” diye sormak bile kibirli bir soru olabilir.

Daha doğru soru şudur:

“Ben gerçekten o insanın yaşadığı hayatın içinde olsaydım, ne yapardım?”

İşte bu soru insanı susturur.

Çünkü cevabını bilmiyoruz.

Ve bilmediğimizi kabul etmek, ahlaki olgunluğun başlangıcıdır.

Belki de merhamet tam burada doğar.

Merhamet, yapılan her şeyi onaylamak değildir.

Bir yanlışı doğru kabul etmek değildir.

Haksızlığı görmezden gelmek hiç değildir.

Merhamet, hüküm vermeden önce insanın taşıdığı görünmeyen yükü hatırlamaktır.

Bir insanın yaptığı yanlışı eleştirebiliriz.

Ama o insanın bütün hayatını tek bir hataya indirgeyemeyiz.

Bir davranışı yanlış bulabiliriz.

Ama o davranıştan hareketle “Ben senden daha iyiyim” sonucuna varamayız.

Çünkü bazen insanın başkasında gördüğü düşüş, kendi geleceğinin sessiz bir provasıdır.

 

Bugün “Ben asla” dediğimiz şey, yarın hayatın bize getireceği sınav olabilir.

 

Bu yüzden yaş aldıkça insanın cümleleri değişmeli.

Gençken:

“Ben olsam yapmazdım.”

Olgunlaştıkça:

“Ben de ne yapacağımı bilmiyorum.”

Daha da olgunlaştığında:

“Umarım ben de sınandığımda doğru olanı yapabilecek kadar güçlü olurum.”

Ve belki en sonunda:

“Allah kimseyi taşıyamayacağı bir imtihanla karşılaştırmasın.”

İşte bu cümle, insanın başkasının hayatına yukarıdan bakmayı bıraktığı yerdir.

Çünkü hayat kimseye dokunmadan geçmez.

Hepimizin bir kapısı vardır.

Hepimizin açılmasından korktuğu bir kapı.

Hepimizin “Ben asla…” dediği bir ihtimal.

Ve hayatın ironisi şudur:

Bazen insan, en çok yargıladığı şeyle sınanır.

En kolay konuştuğu yerde susmayı öğrenir.

En zayıf gördüğü yerde kırılır.

En güçlü olduğunu düşündüğü yerde yardım ister.

Ve en çok küçümsediği insanın yaşadığı duygunun içine düşer.

O zaman anlar:

İnsan başkasını yargılarken aslında hayatın kendisine ne kadar merhametli davrandığını bilmiyormuş.

 

Belki de gerçek ahlak, hiç düşmemek değildir.

Gerçek ahlak, düşenin üzerine basmamaktır.

 

Gerçek güç, “Ben asla yapmam” diyebilmek değil;

“Ben de insanım. Benim de sınırlarım, korkularım ve zayıflıklarım var” diyebilmektir.

Çünkü insanı büyüten şey, sınanmamış olmak değil;

sınandığında ne kadar insan kalabildiğidir.

Ve hayatın en büyük tevazusu belki de şu cümlede saklıdır:

“Ben onun yerinde değildim.”

Bu cümle bir savunma değildir.

Bir mazeret değildir.

Bir teslimiyet de değildir.

Bu, insanın kendi sınırlarını fark etmesidir.

Çünkü bazen başkasının hikâyesine dair söyleyebileceğimiz en dürüst şey şudur:

“Ben olsam ne yapardım bilmiyorum.”

İşte insan, tam da bunu söyleyebildiği gün büyümeye başlar.

Çünkü kibir, sınanmadığı halde kendini güçlü sanmaktır.

Tevazu ise sınanmadığını fark etmektir.

Ve belki hepimizin, başkasının hayatına hüküm vermeden önce kendimize sormamız gereken tek soru vardır:

“Ben gerçekten sınandım mı, yoksa sadece henüz sınanmadım mı?”

Aradaki fark, bazen bir insanın bütün ahlak anlayışını değiştirir.

Yorumlar
UYARI: Küfür, hakaret, rencide edici cümleler veya imalar, inançlara saldırı içeren, imla kuralları ile yazılmamış,
Türkçe karakter kullanılmayan ve büyük harflerle yazılmış yorumlar onaylanmamaktadır.