13 Eylül 2026
  • İstanbul23°C
  • Ankara33°C

İNSANI YAŞADIĞI DEĞİL, YAŞADIKLARINA VERDİĞİ ANLAM DEĞİŞTİRİR

Dr. Gülçin ITIRLI ASLAN

13 Eylül 2026 Pazar 13:35

Bazen insanın hayatını değiştiren şey başına gelen değildir. Başına gelen karşısında kendisine ne söylediğidir.
 
Aynı acıyı yaşayan iki insanın yıllar sonra bambaşka hayatlara sahip olması tesadüf değildir. Biri yaşadığı kırgınlığı ömrünün geri kalanına taşır, diğeri o kırgınlığın içinden geçerek kendisini yeniden kurar. Biri “Neden benim başıma geldi?” diye sorarken, diğeri “Şimdi ne yapabilirim?” demeye başlar. Aradaki fark, insanın yaşadığı olaydan sonra kendisine verdiği yöndür.
 
Zihnimiz yaşananları yalnızca kaydetmez. Onları seçer, yorumlar, geçmiş deneyimlerle birleştirir. Böylece bir olay, zaman içinde bizim kendimiz ve dünya hakkındaki düşüncelerimizin bir parçasına dönüşür. Bazen yıllar önce söylenmiş tek bir cümle, bugün verdiğimiz kararları bile etkileyebilir.
 
Bir ayrılık, “Ben sevilmeye değer değilim” duygusunu besleyebilir. Fakat aynı deneyim, “Kendimden vazgeçtiğim bir ilişkide kalmak zorunda değilim” farkındalığını da doğurabilir. Birinde yara derinleşir, diğerinde insan kendi sınırlarını fark eder.
 
Psikoloji, düşüncelerimizin duygularımız ve davranışlarımız üzerindeki etkisini uzun zamandır ortaya koyuyor. Sosyoloji ise bu düşüncelerin nasıl şekillendiğine bakıyor. Çünkü kendimiz hakkında verdiğimiz hükümler yalnızca kişisel deneyimlerimizin ürünü değildir. Ailemiz, yetiştiğimiz çevre, kültür ve toplumun beklentileri de içimizde görünmez ölçüler oluşturur.
 
Bize bazen evliliğin mutlaka sürdürülmesi gerektiğini, yalnızlığın eksiklik olduğunu, kariyer değiştirmenin başarısızlık sayıldığını, yaş almanın ise kaybetmek olduğunu öğretirler. Oysa insan, kendisine öğretilen her ölçüyü hayatının sonuna kadar taşımak zorunda değildir.
 
Bazı kararlar dışarıdan bakıldığında kayıp gibi görünür. Bir işten ayrılmak, bir ilişkinin bitmesi, başka bir şehre taşınmak, yıllarca savunduğumuz bir düşünceden vazgeçmek... Oysa insanın hayatındaki en önemli dönüşümler, çoğu zaman alıştığı düzen bozulduğunda başlar.
 
Elbette her acının içinde hemen bir ders bulmak zorunda değiliz. İnsan bazen sadece üzülür. Yas tutar, öfkelenir, kırılır. Bunların hepsi insan olmanın parçalarıdır. Güçlü olmak, hiç incinmemek değil, incindikten sonra kendini yeniden toparlayabilmektir.
 
Geçmişi değiştiremeyiz. Fakat geçmişin bugün üzerimizde ne kadar söz sahibi olacağına karar verebiliriz. Dün yaşanan bir olay, yıllar sonra başka bir pencereden görülebilir. Bir zamanlar yenilgi sandığımız şeyin bizi başka bir yola yönelttiğini, kayıp zannettiğimiz bir ilişkinin aslında kendimize dönmemizi sağladığını fark edebiliriz.
 
Belki de olgunlaşmak, hayatımıza dair bütün cevapları bulmak değil, bazı sorularımızı değiştirmektir.
 
“Neden benim başıma geldi?” yerine “Buradan nasıl çıkacağım?” diyebildiğimiz gün, hikâyenin yönü değişir.
 
Çünkü insanı yalnızca yaşadıkları biçimlendirmez. Onlardan sonra verdiği kararlar, kendisine söylediği sözler ve yeniden ayağa kalkma biçimi de onu inşa eder.
 
Hayat bize her zaman seçtiğimiz şartları sunmaz. Fakat o şartların içinde nasıl bir insan olacağımız konusunda hâlâ sözümüz vardır.
Yorumlar
UYARI: Küfür, hakaret, rencide edici cümleler veya imalar, inançlara saldırı içeren, imla kuralları ile yazılmamış,
Türkçe karakter kullanılmayan ve büyük harflerle yazılmış yorumlar onaylanmamaktadır.