05 Mayıs 2026
  • İstanbul17°C
  • Ankara13°C

HÜRMÜZ BOĞAZI’NDA KRİZ DERİNLEŞİYOR: TEDARİK ZİNCİRİ BÜYÜK RİSK ALTINDA

2026 itibarıyla Hürmüz Boğazı, ABD ile İran arasındaki gerilim nedeniyle küresel enerji ve güvenlik krizinin merkezine yerleşti.

HÜRMÜZ BOĞAZI’NDA KRİZ DERİNLEŞİYOR: TEDARİK ZİNCİRİ BÜYÜK RİSK ALTINDA

05 Mayıs 2026 Salı 11:42

ABD’nin deniz ablukası uygulaması, boğazı teknik olarak açık olsa da ticari açıdan büyük ölçüde işlevsiz hale getirmiş durumda… Esenyel & Partners Kurucu Ortağı Av. Selçuk Esenyel’e göre bu durum, enerji fiyatlarında artışa ve küresel tedarik zincirlerinde ciddi aksamalara yol açarken; uzun vadede ise bölgesel silahlanmanın hızlanması ve yeni enerji taşımacılığı güzergâhlarının geliştirilmesi bekleniyor.

Hürmüz Boğazı, 2026 itibarıyla küresel enerji ve güvenlik krizinin merkezinde… İran Devrim Muhafızları, 27 Nisan’da boğaz yakınında iki konteyner gemisine el koyarken; ABD ise deniz ablukasını sürdürüyor. Taraflar karşılıklı olarak birbirini “deniz korsanlığı” ile suçladığı bu süreçte, boğaz teknik olarak tamamen kapalı olmasa da ticari anlamda büyük ölçüde işlemez bir duruma geldi.

Tedarik zincirinde ciddi aksaklıklara yol açacak!

Yaşanan abluka sürecini değerlendiren Esenyel & Partners Kurucu Ortağı Av. Selçuk Esenyel, öncelikle deniz ablukasının (naval blockade) tanımı yaparak bu kavramın uluslararası silahlı çatışma hukukunun (jus in bello) kadim müesseselerinden biri olup; bir savaşan tarafın, düşman devletin kıyı ve limanlarına yönelik ticari ve askeri deniz trafiğini, ilan edilmiş bir deniz sahası sınırında fiilen engellemesini ifade ettiğini söylüyor.

ABD’nin aldığı bu kararın silahlı çatışma hali çerçevesinde meşru bir abluka şartlarını taşımadığı, BMGK yetkilendirmesinden yoksun olduğu ve BM Şartı m. 51 anlamında meşru müdafaa haline dayanmadığı müddetçe, hukuka aykırı nitelikte olduğunu belirten Esenyel, İran’ın kendi hukuki pozisyonundan bağımsız olarak, Hürmüz’den geçen ticari trafiğin önemli kısmı Umman egemenlik alanında seyrettiğinden; ablukanın sonuçları, üçüncü devletlerin ve Umman’ın haklarını da doğrudan ihlal edici mahiyet arz ettiğini kaydediyor.

hhiwbnoxaasmhga.jpg

Uzun vadede bölgesel silahlanma sarmalı hızlanacak

ABD’nin Hürmüz Boğazı ablukasının bölgesel güvenlik dengelerine kısa ve uzun vadede etkilerini değerlendiren Esenyel, “Kısa vadede küresel ham petrol ve LNG sevkiyatının yaklaşık beşte birinin Hürmüz üzerinden gerçekleştiği tecrübe edilmekte olup; olası bir abluka derhal enerji fiyatlarında sert bir yukarı yönlü harekete, navlun ve savaş riski sigorta primlerinde mevzii sıçramalara ve tedarik zincirinde ciddi aksaklıklara yol açacak. Gemilerin rota değişiklikleri, P&I (Protection & Indemnity) kulüplerince savaş riski bölgesi tanımının genişletilmesi ve charter party sözleşmelerinde force majeure taleplerinin kitlesel biçimde ileri sürülmesi kuvvetle muhtemeldir. Uzun vadede isebölgesel silahlanma sarmalının hızlanması, İran’ın asimetrik caydırıcılık araçlarına (mayın döşeme, hızlı saldırı teknesi taarruzları, kıyı bazlı seyir füzeleri) daha yoğun biçimde yönelmesi, Çin-Rusya-İran ekseninin güçlenmesi ve Körfez İş birliği Konseyi üyesi devletlerin enerji ihraç güzergâhlarını Hürmüz’ü ikame edecek boru hattı altyapılarına yöneltmesi beklenebilir” diye konuştu.

Bu tür bir ablukayı uygulamanın askeri açıdan pek de sürdürülebilir olamayacağını savunan Esenyel’e göre,Hürmüz Boğazı, en dar kesitinde yaklaşık 21 deniz mili genişliğe sahip olup uluslararası seyir için belirlenmiş Trafik Ayrım Düzeni (TSS) son derece dar... Bu coğrafi özellik, ablukayı uygulayacak deniz kuvvetinin İran kıyılarından atılabilecek kıyı savunma füzeleri, mini denizaltılar, hızlı saldırı tekneleri, İHA sürü saldırıları ve deniz mayınlarına karşı sürekli savunma pozisyonunda tutulmasını zorunlu kılıyor. Askeri açıdan bir abluka kısa süreli olarak uygulanabilir olsa da lojistik sürdürülebilirlik, ittifak içi siyasi maliyet, üçüncü devlet ticaret gemilerinin uğrayacağı zararlar nedeniyle doğacak tazminat davaları ve kamuoyu baskısı, bu tür bir tedbirin haftalar mertebesini aşan bir takvimde sürdürülmesini güçleştiriyor.

Türkiye’nin tarafsız ve yapıcı bir pozisyonu, en rasyonel tercih olacak

Türkiye’nin jeopolitik konumu dikkate alındığında böyle bir gelişmeye karşı nasıl bir diplomatik ve ekonomik pozisyon alması gerektiğini de açıklayan Esenyel, “Türkiye, tarihsel olarak uluslararası boğazların hukuki rejimine büyük hassasiyet gösteren ve Montrö Sözleşmesi’nin koruyucusu sıfatıyla boğazlar hukukunun en yetkin aktörlerinden biri konumundadır. Bu itibarla Ankara’dan beklenen çizgi; transit geçiş hakkının ihlal edilmemesi yönünde ilkesel bir tutum ortaya koymak, meseleyi BM Güvenlik Konseyi ve BM Genel Kurulu zemininde diplomatik müzakereye taşımak ve tarafları itidale davet etmek olacaktır” şeklinde konuştu.

Yorumlar
UYARI: Küfür, hakaret, rencide edici cümleler veya imalar, inançlara saldırı içeren, imla kuralları ile yazılmamış,
Türkçe karakter kullanılmayan ve büyük harflerle yazılmış yorumlar onaylanmamaktadır.