"HATALARA KILIF DEĞİL, HAYATA KILAVUZ " ARAYIN!

Hasan Demirci
06 Şubat 2026 Cuma 17:37
Bugün bana gelen bir soru üzerinden bir değerlendirme yapmak istiyorum. Bilgilenmek üzere, “aman yanlış yapmayayım” arzusu ile soru soranlara can kurban; ama bugün gelen bir soru ve sorunun cevabındaki beklenti, bazen işin farklı bir boyutta olduğunu bize göstermiş oldu.
Zaman zaman din görevlilerine gelen sorular, bir fetva talebinden çok, yapılmış bir hatanın sorumluluğunu üzerinden atma ya da başkasına yüklemek suretiyle manevi bir arınma çabasıdır.
Kişi düşünmeden bir söz verir, ölçmeden bir adım atar; sonucundan zarar görmemek için “Hocam, şimdi ne yapacağız?” diye kapıyı çalar.
Oysa din, hata ve ihmallerimizi örtmek için başvurulan bir temizlik aracı, yada enkaz kaldırma çalışmalarında başvurulan bir merci değildir. Bir adımı atmadan, bir sözü ağızdan çıkarmadan veya bir taahhüdün altına girmeden önce 'bu işin doğrusu nedir?' diye sorup öğrenmek varken, iş bittikten, ok yaydan çıktıktan ve kendi elimizle kendimizi zora soktuktan sonra çözüm aramak olsa olsa çalınan minareye 'kılıf' arayışıdır.
Mesela bir vatandaş şöyle soruyor:
“Eşimden ayrılırsam büyükbaş adak adamıştım. Boşandım ama şu an maddi gücüm yok. Ne yapayım?”
Bugüne kadar hiçbir hocadan şunu duydunuz mu mesela: Bir işinizin olması için adak adayın, daha çabuk olması için daha büyük adaklar adayın.
Aslında istediği şu: “Hocam, sen bana küçükbaş hayvanda kesebilirsin de” veya “durumun yoksa hiç kesmesen de olur” de. Beklenti bu. Tamam, biz soruyu cevaplayalım ama sen cevap almaya gelmemişsin ki. Sen işlediğin suça ortak arıyorsun.
Mesela başka biri: “Ben çok öfkelenmiştim hocam, eşime üçten dokuza kadar boş ol dedim. Şimdi ben ne yapayım?”
Yahu, arkadaş, madem boşamak istedin, bir kere boşamak neyine yetmedi?
Benzer örnek ve sorular o kadar çok ki; hocalarımız bu konuda başına gelenleri yazsalar kitap yazılır diye düşünüyorum.
Burada sorun fetva vermede değil. Soru sorulunca bir şekilde fıkhen cevabını verirsin. Bilmiyorsan araştırır, dönersin.
Ama burada sorun, soruyu soranın beklentisi. “Beni temizle hocam” diyor.
“Sinirle yemin ettim, ‘olduğun yere adımımı atmayacağım’ dedim hanıma. Ama akşam oldu, ben nerede kalacağım?”
Sinirine hâkim olacaksın; olamadıysan da yeminin kefaretini ödeyeceksin. “Ama benim gücüm yok.” Ne yapalım şimdi, senin kefaretini ödemek için kampanya mı başlatalım?
Dinimiz bizi zora sokmak için kurallar koymamıştır. Ölçümüzü koruyarak attığımız adımlarda dikkatli olmamızı, öfkemize sahip çıkmamızı öğütler. Sen bunları göz ardı edeceksin, sonra gelip “aman hocam” diyeceksin…
Sonuç olarak mesele şudur:
Allah’a verilen söz, düşünülerek verilir.
Atılacak adım, öfkeliyken değil; sakin olduğumuzda atılır.
Hoca, senin yanlışının üstünü örtme görevlisi değildir; o sana doğruyu gösterir. Sen de ona uyarsın.
Vebaline ortak arama arkadaşım…
- Geri
- Ana Sayfa
- Normal Görünüm
- © 2012 Duyuru Gazetesi

Türkçe karakter kullanılmayan ve büyük harflerle yazılmış yorumlar onaylanmamaktadır.