Bir zamanlar aynı coğrafyanın farklı şehirlerinde aynı tarih, aynı kültür ve aynı medeniyet yaşanıyordu. Bugün ise sınırlar, duvarlar ve çıkar hesaplarıyla birbirinden ayrılmış ülkelerle karşı karşıyayız.
Suriye meselesine sadece bugünün penceresinden bakarsak, yaşananların nedenlerini anlamakta zorlanırız. Çünkü bugünkü Suriye, tarih boyunca var olmuş sınırları değişmeden bugüne gelen bir devlet değildir. Osmanlı'nın ardından Fransız Mandası döneminde bölge yeniden şekillendirilmiş, farklı idarî yapılar zaman içinde birleştirilerek bugünkü Suriye'nin temelleri atılmıştır.
Peki bugün Suriye neden Türkiye'nin gündeminden hiç düşmüyor?
Çünkü mesele yalnızca Suriye'nin iç meselesi değildir.
Suriye'deki istikrarsızlık; Türkiye'nin sınır güvenliğini, bölgedeki terör yapılanmalarını, göç hareketlerini ve Ortadoğu'daki güç dengelerini doğrudan etkiliyor. Üstelik bölge yalnızca Suriyelilerin veya komşu ülkelerin karar verebildiği bir alan olmaktan çıkmış durumda. Büyük güçlerin, bölgesel aktörlerin ve farklı silahlı yapıların hesapları da Suriye sahasında karşı karşıya geliyor.
Bugün asıl sorulması gereken şudur:
Bir ülkenin sınırları değişebilir, yönetimleri değişebilir; peki bu coğrafyada bitmeyen hesaplaşmalar ne zaman sona erecek?
Türkiye'nin istediği şeyin merkezinde Suriye'nin parçalanması değil, tam tersine siyasi birliğinin ve toprak bütünlüğünün korunması bulunuyor.
Çünkü komşunuzdaki yangın, sınırda kalmaz.
Dumanı sizin evinize kadar gelir.
Suriye meselesine artık sadece “onların sorunu” diye bakmak mümkün değildir. Fakat Türkiye'nin de başkalarının hesaplarının taşeronu olmadan, kendi güvenliğini ve kendi geleceğini merkeze alan akılcı bir politika yürütmesi gerekir.
Haritada sonradan çizilen sınırlar, bugün milyonlarca insanın kaderini belirliyor.
Asıl mesele ise şu:
Bu haritayı kim çizdi, kim değiştiriyor ve bedelini kim ödüyor?
Türkçe karakter kullanılmayan ve büyük harflerle yazılmış yorumlar onaylanmamaktadır.