Vatandaşından daha fazla vergi mi, daha fazla fedakârlık mı, daha fazla sabır mı?
Bu soruyu sorarken aslında devlet ile vatandaş arasındaki en temel bağı da sorgulamak gerekiyor. Çünkü devlet, yalnızca kurumlardan, binalardan ve kanunlardan ibaret değildir. Devlet; vatandaşının güvenidir, adaletidir, huzurudur ve geleceğe dair umududur.
Vatandaş vergisini verir, kurallara uyar, gerektiğinde ülkesinin yükünü omuzlar. Peki vatandaş devletten ne bekler?
Adalet ister. Liyakat ister. Eşitlik ister. Güven ister.
İnsanlar artık “Benden ne isteniyor?” sorusundan önce “Bana ne sunuluyor?” diye düşünmeye başladı. Çünkü ekonomik sıkıntılar, geçim mücadelesi ve geleceğe dair kaygılar insanların omuzlarındaki yükü her geçen gün artırıyor.
Devletin gücü, vatandaşını ne kadar zorladığıyla değil; vatandaşının yanında ne kadar güçlü durabildiğiyle ölçülür.
Bir ülkede vatandaş kendisini değerli, güvende ve eşit hissediyorsa orada devlet-vatandaş bağı güçlüdür. Ancak adalet duygusu zedelenirse, insanlar arasında “Bana neden böyle, başkasına neden şöyle?” sorusu çoğalmaya başlar.
Devletin vatandaştan beklentisi elbette vardır. Fakat vatandaşın da devletten beklentisi vardır. Bu karşılıklı sorumluluk, sağlıklı bir toplumun temelidir.
Bugün asıl sorulması gereken soru belki de şudur:
Devlet vatandaşından ne istiyor değil, vatandaş devletten ne bekliyor?
Cevap çok açık:
İnsanlar büyük ayrıcalıklar değil, adil bir düzen istiyor.
Kimseye torpil yapılmasın, kimse emeğinin karşılığını kaybetmesin, gençler geleceğe umutla baksın, emek veren hak ettiğini alsın istiyor.
Çünkü vatandaşın devlete güveni, bir ülkenin en büyük sermayesidir.
Ve unutmayalım; devlet güçlü olduğunda vatandaş huzurlu, vatandaş huzurlu olduğunda devlet daha da güçlü olur.
Türkçe karakter kullanılmayan ve büyük harflerle yazılmış yorumlar onaylanmamaktadır.