06 Ağustos 2026
  • İstanbul30°C
  • Ankara30°C

ÇALMAYACAKSINIZ!!!

Bülent Ertekin

06 Ağustos 2026 Perşembe 11:43

 

 

Son yıllarda, belediyelere yönelik soruşturmaların ardından neredeyse ezbere tekrarlanan bir cümle var:

"Neden hep CHP'li belediyeler?"

Bu sorunun hemen ardından da ikinci cümle geliyor:

"Peki, AK Parti ve MHP'li belediyeler sütten çıkmış ak kaşık mı?"

Elbette hayır!!!

Lakin bir kesim var ki adeta yapılan soruşturmaların bir siyasi operasyon olarak ülkenin yüz yıllık siyasi parti ve onun siyasi figürlerine yapıldığı konusunu sürekli kamuoyunun önüne getirmekte 

İşte tam da burada, tartışma hukuk zemininden kopuyor; siyasi sadakatlerin gölgesine sığınıyor.

Oysa hukuk, "Onlar da yaptı." savunmasıyla işlemez. Bir yerde hukuka aykırılık iddiasının bulunması, başka bir yerdeki iddiaları ortadan kaldırmaz. Aynı şekilde, bir siyasi görüşe mensup olmak da kimseye peşinen suçluluk veya masumiyet kazandırmaz.

Eğer herhangi bir belediye hakkında yolsuzluk, usulsüzlük veya görevi kötüye kullanma iddiası varsa, bunların deliller ışığında bağımsız yargı tarafından incelenmesi gerekir. Aynı ilke, hangi siyasi partiye mensup olursa olsun herkes için geçerlidir. Adaletin temel şartı da budur.

Bu noktada Google amcaya iktidar partisinin ne kadar var ise seçilmiş belediyelerine yapılan soruşturmalar nedir, ne kadardır dediğimizde aşağıda devasa sayısal bir fark görüyoruz.

İçişleri Bakanı Mustafa Çiftçi, soruşturma izni verilen belediyelerden ‘677’sinin AKP’li, 371’inin CHP’li, 128’inin MHP’li, 18’inin DEM Partili, dokuzunun İYİ Partili’ olduğunu söylüyor.

 

Bugün kamuoyunda şu sorular da soruluyor:

Keskin, Adapazarı, Bağlar, Halfeti ve Yahşihan belediyeleriyle ilgili yürütülen süreçlerde görev alan isimlerin tamamı CHP'li miydi? Hakkında soruşturma izni verilen yüzlerce belediyenin hepsi aynı siyasi partiye mi mensuptu?

 

Bu soruların amacı bir siyasi partiyi aklamak ya da diğerini suçlamak değildir. Asıl mesele, hukuki süreçlerin sloganlarla değil, somut bilgi ve delillerle değerlendirilmesi gerektiğini hatırlatmaktır.

 

Ne yazık ki ülkemizde siyasi tartışmaların önemli bir kısmı, "Bizimkiler" ve "Sizinkiler" ayrımına sıkışıyor. Oysa kamu malı kutsaldır. Milletin vergisiyle oluşan bütçeyi kim yönetiyorsa, en ağır denetimi de o kabul etmek zorundadır.

Hukuk, alkışa göre yön değiştirmez. Mahkeme salonları siyasi miting alanı değildir. Savunmalar da kamuoyu oluşturma çabasından önce hukuki dayanaklara dayanmalıdır.

Toplumun beklentisi çok açıktır: Kim olursa olsun, hakkında ciddi iddialar bulunan herkes hukuk önünde hesap verebilmeli; suçu ispatlanan herkes de hukuk devleti ilkeleri çerçevesinde gereken yaptırımla karşılaşmalıdır. Aynı şekilde, suçsuzluğu ortaya çıkan kişilerin de hukuk tarafından korunması esastır.

Adalet; kişiye, partiye veya ideolojiye göre eğilip büküldüğü gün, artık adalet olmaktan çıkar.

Bu nedenle asıl sorulması gereken soru şudur:

"Kim hangi partiden?" değil, "Kim kamu emanetine sadık kaldı?"

Çünkü bütün tartışmaların üzerinde duran evrensel bir ilke vardır:

"Çalmayacaksın."

Bu ilke; siyasi görüşe, makama ve unvana göre değişmez. Hukukun da vicdanın da ortak ölçüsü budur.

Selâm ve dua ile…