BİZ BÖYLE BİR YOZGAT'TA BÜYÜDÜK

Prof.Dr.Hamdi Temel
15 Temmuz 2026 Çarşamba 15:06
Bugün sanki başka bir duygusallık var üzerimde.
Kendi kendime sorular sordum ve geçmişime daldım, “bugünde böyle olsun” dedim ve kalemimi elime aldım.
Yaşadığım şehri şehir yapan ne idi?
Yolları mı?
Binaları mı?
Alışveriş merkezleri mi?
Bence hayır…
Bir şehri şehir yapan; o şehrin insanı idi, kültürü idi, geçmişi idi, hatıraları idi.
Doğduğum şehir Yozgat, sadece haritada İç Anadolu'nun ortasında duran bir şehir değildi. Burası dedelerimizin, babalarımızın alın teridir, ninelerimizin duaları idi, çocukluğumuzun geçtiği sokaklardı, yani tarihimizdi, geçmişimizdi.
Eskiden mahallede, yürüdüğümüz sokaklarda herkes birbirini tanırdı.
Kapılar kilitlenmezdi, çok rahatlıkla herhangi bir evden bir bardak su isteyebilirdik.
Komşunun derdi bizim derdimizdi. Bir anda çevresinde dağ gibi olurduk.
Bir evde düğün varsa bütün mahalle orada idi.
Bir cenaze varsa herkes omuz verirdi.
İşte Yozgat'ın ya da Anadolu’daki herhangi bir şehrimizin gerçek zenginliği buydu.
Bugün teknoloji gelişti…
Zenginleştik…
Evler büyüdü…
Ama gönüllerimiz küçüldü sanki.
Eskiden cumbalı konakların pencerelerinden ya da kerpiçli evlerden çocuk sesleri yükselirdi. Bahçelerde tandırlar yanar, komşular birbirine sıcak ekmek gönderirdi. Kokusunu hala hissediyorum, tadını ise asla unutamadım. Şimdi o konakların çoğu sessiz, kerpiç evler zaten yıkılmış. O sokaklardan geçenler ise onların anlattığı hikâyeleri bilmiyor. Sessizliğe bürünmüş her yer…
Oysa her konağın bir hatırası, her sokağın bir hikâyesi vardır.
Yozgat'ın mutfağını ise anlatamazsınız ki, tatmalısınız.
Mesela madımak sadece bir yemek değildir.
Arabaşı sadece bir çorba değildir.
Tandır kebabı sadece et değildir. Testi kebabı çok farklı bir şey.
Onlar, aynı sofranın etrafında toplanan ailelerin sevgisidir. Tek başınıza zaten bir anlam ifade etmez…
Bir başka güzelliğimiz de türkülerimizdir.
Sürmeli çalınca, gurbeti yaşamayan bile içinden bir şeylerin koptuğunu hisseder. Dalar gidersiniz.
Halay başladığında insanlar sadece oyun oynamaz. Omuz omuza vermeyi öğrenir. Birlik olmayı öğrenir.
Yozgat'ın en büyük serveti ne diye sorsalar? “Ne altındadır ne de toprağındadır” derim
En büyük serveti insanıdır.
Çalışkan insanıdır.
Dürüst insanıdır.
Vefalı insanıdır.
Ama üzülerek görüyorum ki bugün gençlerimiz birer birer başka şehirlere gidiyor ve yukarıda saydıklarım meziyetler ise bir bir yok oluyor. İnsanlar farklılaşıyor, bencilleşiyor.
Köylerimiz yaşlanıyor ve boşalıyor.
Esnafımız eski günleri özlüyor para gelmeyince bocalıyor.
El sanatlarımız unutuluyor.
Çocuklarımız dedelerinin anlattığı hikâyeleri artık bilmiyor hatta dinlemekte istemiyor.
İşte asıl kaybetmememiz gereken budur yani kültürümüzdür.
Çünkü kültürünü kaybeden toplumlar, zamanla kimliklerini de kaybederler. Boşluğa düşerler.
Bizim asıl görevimiz çocuklarımıza bu toprakların hikâyesini anlatmak ve yaşamaktır.
Onlara Yozgat'ın yada doğduğu şehrin neden özel bir şehir olduğunu öğretmektir.
Çünkü insan doğduğu yeri sever.
Ama tanıdığı kadar anlatıldığı kadar sever.
Bildiği kadar sahip çıkar.
Gelin…
Yozgat'ı ya da yaşadığınız yeri yeniden keşfedelim.
Eski konaklarımızı gezelim.
Türkülerimizi dinleyelim.
Yöresel yemeklerimizi çocuklarımıza öğretelim, beraberce yiyelim.
Köylerimizi unutmayalım. Gidip peynirlerinin tadına bakalım, yoğurdunu yiyelim.
Büyüklerimizin anlattığı hatıraları kayıt altına alalım. Çizgi filmlerini yapalım.
Çünkü bir gün onlar olmayacak.
Ama onların anlattıkları kalacak.
Yozgat'ın geleceğini kurtaracak olan devasa yatırımlar ile beraber geçmişine sahip çıkan insanları da yetiştirelim.
Unutmayalım…
Ağacın kökü ne kadar sağlam olursa, dalları da o kadar göğe uzanır.
O kökü korursak, geleceğimiz de güçlü olacaktır.
Bu günde böyle bir şeyler içimden geçti işte.
- Geri
- Ana Sayfa
- Normal Görünüm
- © 2012 Duyuru Gazetesi

Türkçe karakter kullanılmayan ve büyük harflerle yazılmış yorumlar onaylanmamaktadır.