BARUT FIÇISININ KENARINDA BİR DÜNYA

Ümit Kahyaoğlu
20 Mayıs 2026 Çarşamba 16:22
Mayıs 2026’nın ortasında dünya yine aynı eski şarkıyı söylüyor: Barut fıçısının tam kenarında, ritmini bozmadan dans etmeye devam ediyoruz.
ABD Başkanı Donald Trump’ın İran’a yönelik “yok edici” üslubu, Hürmüz Boğazı’ndaki gemi trafiğinin tehdit altında olması, ateşkes görüşmelerinin bir ileri bir geri gitmesi… Enerji fiyatları pompalarda uçuşurken, Ortadoğu’da akan kan ve gözyaşı bir türlü dinmiyor. 2026’da hâlâ aynı coğrafyanın aynı acılarıyla karşı karşıyayız. Tarih tekerrürden ibaret değil belki ama Ortadoğu’da senaryo hiç değişmiyor.Trump’ın “anlaşma ya da operasyon” ikilemi, İran’ın 14 maddelik barış teklifini masaya sürmesi ve arabuluculuk girişimleri, büyük güçlerin klasik satranç hamlelerini andırıyor.
Çin’in arabuluculuk rolü üstlenme iddiası, Avrupa’nın ise enerji kriziyle boğuşurken kendi içindeki siyasi bölünmelerle uğraşması… Hepsi bir arada, küresel ekonomiyi de doğrudan etkiliyor. Petrolün varil fiyatı 100 doları aşınca, Türkiye gibi ithalatçı ülkelerin enflasyonla mücadelesi daha da zorlaşıyor.
Vatandaşımız market rafında, akaryakıt pompasında ve faturada bunun bedelini ödüyor.
Türkiye bu tabloda ne yapıyor?
Cumhurbaşkanı Erdoğan’ın son dönemde sıkça dile getirdiği “Orta Koridor” vizyonu, Türk Devletleri Teşkilatı ile dijital altyapı ve lojistik birliği çağrıları, oldukça stratejik duruyor. Biz ne Batı’nın ileri karakolu ne de Doğu’nun basit bir partneri olabiliriz. Coğrafyamız buna izin vermiyor. Suriye’nin kuzeyindeki istikrar arayışları, Libya’daki varlığımız, Kafkasya ve Balkanlar’daki denge politikası… Hepsi bir bütün. Hürmüz Krizi derinleşirse, zaten yüksek seyreden doğalgaz ve petrol faturamız daha da kabaracak. Bu da cari açığımızı büyütüyor, enflasyonu tetikliyor.
Bir yandan da yapay zekâ, büyük veri ve dijital dönüşüm inanılmaz bir hızla ilerliyor; diğer yandan gençlerimiz geleceğe umutla bakmakta zorlanıyor. İşsizlik rakamları, özellikle genç işsizliği, hâlâ can yakıyor. Biz “Türkiye Yüzyılı” derken, gençlerimize somut fırsatlar sunamazsak laf havada kalıyor.
Ekonomide ise rasyonel politikaların devamı şart. Enflasyonla mücadele, TL’nin değerini koruma, yabancı yatırımcıyı çekme ve üretimde verimliliği artırma…
Trump-Şi görüşmelerinin sonuçları, Avrupa’nın savunma ve enerji politikalarındaki arayışları, Afrika’daki yeni güç mücadeleleri… Türkiye bu oyunda figüran değil, oyuncu olmak zorunda. Bunun yolu da önce içerdeki barış ve huzuru güçlendirmekten, ekonomiyi sağlam temellere oturtmaktan, adaleti ve liyakati üstün tutmaktan geçiyor. Eğitimde, sağlıkta, yargıda reformlar derinleştirilmeli. Gençlerimize umut verilmeli ki yarın bu ülkeyi daha güçlü taşıyabilsinler.
Barut fıçısının kenarında dans etmek yerine, o fıçıyı mümkün olduğunca uzağa itmek zorundayız. Bunun için akılcı diplomasi, güçlü ekonomi ve içerdeki birlik şart. Aksi takdirde yarın çok daha pahalıya mal olacak pişmanlıklarla karşı karşıya kalabiliriz.
Tüm bu gelişmelerin ışığında Türkiye bölgesinde bir istikrar adası gibi dim dik duruyor. Savunma Sanayi güçleniyor, özellikle batılı ülkelerin üst düzey yöneticileri bir bir ülkemize geliyorlar. Türkiye ile işbirliği yapabilmek için adeta sıraya girmiş durumdalar.
Yakın gelecekte bugünlerden daha iyi bir durumda olacağımızı söylemek yanlış olmak. Tüm tahminler ve yorumlar kısa vadede Türkiye'nin bölgesel bir gücün ötesine geçeceğini ve küresel anlamda söz sahibi olacağını gösteriyor.
Böyle bir gelişmede, refahın artacağı, gayrı safi milli hasılanın yükseleceği, cari açığın hızla kapanacağı kaydediliyor ve bunun sonucunda ekonomik anlamdaki iyileşmenin vatandaşın cebine yansıyacağı ifade ediliyor.
Güzel günlerde buluşmak umuduyla
- Geri
- Ana Sayfa
- Normal Görünüm
- © 2012 Duyuru Gazetesi

Türkçe karakter kullanılmayan ve büyük harflerle yazılmış yorumlar onaylanmamaktadır.