25 Ağustos 2019
  • İstanbul24°C
  • Ankara22°C

ÜÇ GÜZELLER

Sebahat Çakır

21 Mart 2019 Perşembe 10:37

                      

                Yaşamaktan yorulur mu insan? Anlamsızlaşan hayat çekilmez hale gelir mi bazen? Veya üstüste gelen olumsuzluklar kapkara yapar mı duygu dünyamızı? Bir yaşam sevinci, bir umut ışığı arar mı insan çaresizlik girdabında? Şakülü kayan hayat dengemiz yalpalamaya başladığında tutunacak bir dal ararken mi buluruz kendimizi? Fiziksel otoritemiz gayet yerinde iken, ruhsal dünyamızda yaşanan ihtilal öncesi kargaşa ve kaos hat safhadadır bazen.

                Yaşadıklarımız ve hayal kırıklıklarımız mı bizi bu hale getirir, yoksa olup bitenlere karşı bakış açımızdan kaynaklanan tepkilerimiz mi? Tahammül gücümüzün sınırları mı belirler etki-tepki alanımızı? Bu ve benzeri duygu geçişleri ve ruhsal tramva emareleri az çok her insanda karşılığını bulur. Fakat bu konular daha çok psikianaliz dalının konularıdır. Bununla beraber müdahaleye muhtaç duruma gelmeden kontrol altında tutmak mümkün hatta luzumlu da.

                Duygusal tramvalar ile yıpranan iç disiplin mekanizmamız belli periyodlarla bakıma alınmaya ihtiyaç duyar. Uzun süre ihmal edilen manevi disiplin zamanla derin ve çözümü güçleşen sorunları da beraberinde getirir. Dolayısıyla insanoğlunun, insan olarak kalabilmesi, insanlıktan çıkmış insan görünümlü figüranlarla baş edebilmesi ve bu baş edebilme mücadelesini verirken ruh sağlının hasar görmemesi için iç disiplininin sağlıklı ve zinde kalması şart.

                İnsanoğlunu yaratan elbette eserinin hasar görmemesini, eğer hasar gördü ise de onarılıp adeta format atılır gibi yenilenmesi gerektiğini en iyi şekilde bilmektedir ve bunu için en uygun imkanı sunmaktadır. Strese stres ekleyerek ördüğü depresyon ağını aşarak, duygusal doyuma ulaştıracak imkanlar sunmakta. Bu imkan ve fırsatlardan biri de üç güzeller olsa gerek.

                Üç güzeller dedim çünkü iç dünyamızı iyileştirip, süsleyecek fırsatlarla donatılıp bizlere sunulmuş nimet olsa gerek. Üç aylar desem hemencecik anlaşalacak mevzu. Üç güzellerin yani üç ayların başlamasıyla sevinen, mutlu olan bir kesim olmasıyla beraber, hangi ayda (kameri) olduğunu fark bile edemeyenler de var muhakkak. Tabi fark edenlerin de farkındalığı ne kadar? Bu ayların idrak edilmesiyle beraber taat ve ibadetlere ihtimam göstermek, bir o kadar da manevi arınma vesilesi olan tevbe ve istiğfara yönelmek, nefis muhasebesinde samimi olmak önemli. Manevi teyakkuz ile iç hesaplaşma elbette iç disiplini organize edecektir.

                Tasavvuf literatüründe karşımıza çıkan inziva, uzlet, halvet gibi derin iç hesaplaşma ve iç dünyanın aydınlanması amacına yönelik uygulanagelen metodlar çoğumuza göre çok uzak ve anlamsız gelebilir. Belkide tasavvufi bir terim olarak algılamaktan öteye gidemeyiz. Hatta bu uygulamalar ancak sufilerin işi deyip geçeriz. Halbuki sufiliği bilmem ama sufiliğin en saf ve arı halini yaşamadan gerçek anlamda kulluk ve taat mefhumu asıl amacına ulaşamaz. Nitekim Kuddisi'nin de ifade ettği gibi '' Söğütte bitermi tatlı elma hiç; Yarılıp, sarılıp aşılanmayınca.Amel çokluğuna yok itibar hiç; Kulundan Halik'i (cc) hoşlanmayınca.''

                Bu üç güzeller iç alemimizi güzelleştirmedikçe, hayat kargaşasından yorgun ruhumuz bu güzellerde nefes alıp dinlenmedikçe bu geminin rotası düzelmez. Bu aylardaki manevi motivasyonu fark edip gönül dünyamızı şarj edemessek çaresizlik girdabında kaybolur gideriz.

                Oysa günah ve hatalardan uzaklaşma (inziva), boş ve faydasız uğraşları terk etme (uzlet), taat ve ibadette ihlas ve huşu içinde olmaya çalışma (halvet) ile iç dünyamız imar edilebilir ve üç güzelle güzelleşebiliriz.