16 Nisan 2021
  • İstanbul12°C
  • Ankara17°C

KÜFRÜN İHSANI OLMAZ

Coşkun Otluoğlu

30 Mart 2021 Salı 15:07

 “Takip edilen hedefler seviyelerine göre şöyle ayrılır:

            Duyuların hazzı, zenginlik ve güç. Dördüncü seviye ise bu ilk üçünden yakayı kurtarmaktır; çünkü zevk, mülk ve iktidar başlı başına bir gaye değildir.”

            “20. Yüzyılın Biyografisi”nde Garaudy böyle diyor.

            Günümüz insanın “yakasını kurtarmak” istediği şey nedir? Gerçekten “bu üçü” müdür?

            Sanmıyorum. Aksine “bu üçü” için insan her şeyini kaybetmektedir.

            İşte böyle olunca, insanın kendi tehlikesini yine kendisi olduğunun da farkında değil.

             Varoluş felsefesine göre, günümüzün insanı her şeyini toptan bir yitirme içindedir, çünkü; değerleriyle birlikte her şeyden, bütün bağlarından kopmuş gibi görünmektedir. Geçmişten, gelecekten, hatta şimdiden. Bunun temel nedeni insanın gayesi yerine, gayesi için kullandığı araçları gaye etmiş olması değil midir?

            Bu duruma göre bunu onarma yolunun olup olmadığı da sorgulanmaktadır.

            İnsanın dayanma gücü nedir? Ne kadardır?

            Çünkü çağın hızı karşısında insanlar da bir yarış içindedirler. Herkes birbiriyle bir yarış içine girmiştir; sanki var olmanın temel gayesi bu olmuştur.

            Tabii afetler bir kenara insanın sadece kendisinden kaynaklanan açlıklar, savaşlar, terör, tabiatı tahrip, nükleer felaketlerin yanında gündelik telaşlarla geçirilen hayatın içinde meydana gelen trafik kazaları, ani ölümler, cinayetler, cinnetler, madde bağımlılıkları, yanlış algılar ve yönlendirmeler gibi insanın geçmiş tarihine bakamayacak kadar insanı karamsarlığa itmektedir.

            Her şeyin sayısal verilerle değerlendirildiği; ölümün, doğumun, hastalığın, savaşın, kazananın, kaybedenin, ihracatın, satışın, üretimin, tüketimin her şeyin bilgisayarlarla sayısal verilere döküldüğü, istatistiklerle konuşulduğu bir düzlemde kişinin duyguları, kişinin varlığı, kişinin geçmişi, kişinin beklentileri nasıl olacaktır?

            Bugün bir realite olarak karşımızda duran; tasarlanmış olsun veya kendiliğinden ortaya çıkmış bulunsun bir virüs salgını ile mücadelede olanları dile getirerek söylemek istediklerim daha iyi anlaşılabilir; sokağa çıkmak veya çıkmamak, bir şeyi yapmak veya yapmamak gibi devletin/ toplumun/ ailenin/ kuralların/ yasaların/ yaptırımların bir bütün olarak kişiyi sürü psikolojisine soktuğunu görmeyen var mı?

            Her akşam hastalık sayısı, vefat sayısı gibi istatistiki veriler ışığında kaç şiir okunur, hangi müzik dinlenir, hangi çocuğun gözlerinde bir ışık parıldar; vefaya, sevgiye, kardeşliğe, iyiliğe, güzelliğe dair?

            Bu benim şiirimdir, bu benim isyanımdır, bu benim devrimimdir, diyebilen kaç insan var? Bu şehir benim, bu sokak benim, şu altında oturduğum ağaç bahar gelirken çiçek açmıştır ne güzel, o ağaç, o çiçek benimdir diyen kaç çocuk var?

            Filozof diyor ki: “Tarih denen arabaya bir hayvan gibi koşulmuş savaşı ve ölümü bekleyen insan adına konuşuyorum.”

            Saçma mı?

            İsmet Özel, “Küfrün İhsanı Olmaz”da şöyle diyor:

            “Her insan dünya tarafından kuşatılmışlığını hatalı bir biçimde dünyanın kendisini kucaklayışı, himaye edişi olarak algılar.”

            Bütün mesele bu algıyı değiştirmektir sanırım.

        

        

Yorumlar
UYARI: Küfür, hakaret, rencide edici cümleler veya imalar, inançlara saldırı içeren, imla kuralları ile yazılmamış,
Türkçe karakter kullanılmayan ve büyük harflerle yazılmış yorumlar onaylanmamaktadır.